Geçen gün bir makalede rast geldim. Evrenin ne kadar sonsuz olduğunu anlatıyordu. Denizdeki kum tanelerinden milyonlarca kat evren olduğu ve evrenin tam olarak çokluğu ve büyüklüğünün bilenemeyeceğini söylüyordu. Düşünsenize; aysın ve tek olduğunu sanıyorsun! Güneş, kendisini yekpare biliyordu evrenin tam olarak varlığından habersiz…
Ay, güneş bir tarafa dursun, biz mahlukata (mahlukların katı) insana bir bakalım. Kendimize yani… Evren böyle büyük iken sen ne kadarsın? Bir evren bir kum tanesi kadar bile değil iken söylesene sen ne kadarsın? Bu mantık ile baktığımızda “Zerre” Dahi değiliz! Şimdi bakış açımızı değiştirelim! Gönül safından bakalım hadiseye. İyilik sizce ne kadar büyük olabilir? Yaratılanı sevindirmek! Gönlü mahsun bir yetimi sevindirmenin, o gönüldeki büyüklüğü kaç evrene denk? Ya da bir çocuk, bir yaşlı mesela! Gönül kadarmış evren… Gönlün ne ummansa umutta bir o kadar. Yani, nereden baktığımızda saklı işin gizemi. “Evrensel bakış” Dediğimiz kuram, aslında bakış açısı… Milyarlarca insan geldi geçti evren-i kâinattan. Bizde onlar gibi geçip gitmekten öte değiliz. Dünya yaklaşık olarak 6.3 Milyar yaşında, bir insanın ortalama yaşı ise sadece 70 Yıl! Yani, “Zerre” Bile ne kadar büyük değil mi? Bu kısacık biçilen ömre neyi sığdıracağız? Ya da sığdırabiliriz? Neyi, nasıl yapmamız gerektiğini anladığımızda, hayatın formülünü anlarken bitiyor hayat. Tam “Anladım” derken gidiyoruz evrenin bilinmeyen bir köşesine…
Bunları neden hatırlattım? Din, dil ve buna bağlı kurulan teoriler hayatım boyunca beni ilgilendirmedi ve ilgilendirmeyecek. “İyi” olmaktan başkaca bir çabam olmadı. Kötülüğün bile bir iyilik tarafı yok mu? “Ahlak” Tutunmamız gereken tek halat! Bu halat koptuğunda olay bitiyor ve “Mahlukat” vasfı yitip gidiyor. İnsanlığın güncel durumunu analiz etmek için sizlere çok enteresan bir metafor sunacağım. Şöyle ki; Haberlere bakmanızı öneriyorum. Bir şey haber oluyorsa istisna demektir. Eskilerde “İyilik” Haberi pek okumazdık değil mi? Çünkü iyilik hayatımızın akışında olağan bir durumdu. Günümüze baktığımızda ise olay biraz farklı değil mi? Bir hayvanı beslemek haber oluyor, bir insana yardımcı olmak haber oluyor, iyilik yapmak haber oluyor. Çünkü artık bunlar istisna kadrosundalar… Öyle ya! Sağ elin verdiğini sol el duymadan hemen hemen herkes duyar olmadı mı? Sadece bu da değil, örnek teşkil etmesi gereken yöneticiler fotoğraf kareleriyle yaşıyor artık….
Paylaşım!
Kalbe ne kadar hoş gelen bir deyim. Paylaşmak, anlamı erozyona uğrayan bir afetzede… Paylaşım, insanda çok olanı değil de var olanı bölüşmek değil miydi? Bence öyleydi. Şimdilerde durum biraz farklılaştı. Paylaşmak, bireyin sosyal medyasında bir görsel ya da bir söz ile başkalarıyla paylaşmak oluverdi. Sosyal mecrada paylaş ve görevi tamamla. Bu yeterli geliyor artık. Anı paylaşmaktan, anı kaçırmak… “An” ile “Anı” arasında kaybolmuşluk… An için mi yoksa Anı için mi? Bu sorunun cevabı sende! Öğrenmek için de bir merakım yok. Zira işin aslı senin aslında gizli… Bunu neden yazdım? Şöyle ki; Kavramları karıştırdığımızda riyakarlıkta kaçınılmaz oluyor! Şimdi size dürüstçe bir soru sorayım ve yine cevabınızı aslınızda saklayınız. Sosyal mecranızda lanse ettiğiniz gibi birisi misiniz? Sosyal medyanızda paylaştığınız gibi edebiyatçı, yardım sever, şair ruhlu, iyilikte yarışan vs. Gerçekten öyle misiniz? Aynada gördüğünüzle, başkalarına gösterdiğiniz aynı mı? Bu konuda bir tezim var! Ben istisnaları bir tarafa bırakıyorum ve genellemede böyle olmadığı kanaatindeyim. Eğer yanılsaydım şahit olduklarımla okuduklarım farklı olmazdı. Eğer yanılmasaydım “Eşitlik” Kavramını elimde fenerle aramazdım. Kanıt lüzum ise hemen bir örnekle bitiştireyim. SMA’lı çocuklar mesela! Gerçekten riyakâr olmasaydık bu ülkede bir tek çocuk “Para” yüzünden ölmezdi. Bir tek anne baba, canı, cananı ölmesin diye sosyal medyada sayfa sayfa para aramak zorunda kalmazdı. Askeri kıyafetini giymiş bir komutan, “Yavrum ölüyor, yaşaması için para lazım” Diye haykırmazdı… Yardım feryadı haberine yapılan binlerce yorum, binlerce Liraya neden dönüşmedi? Yıllardır gazeteci olmaya çalışıyorum. Zira kendime bir gün bile “Gazeteciyim” Demedim. Zaten size toplum gazeteci derse, bu makamı size layık görürse olursunuz. Yoksa siz istediğiniz kadar savurun oturmamış kimliğinizi…
Çok insan hikayesine şahit oldum. Elim duygularını birlikte yaşadık, aktararak yaşattık. Her haber bir ibret, her ibret bir tecrübe! Öğrendiğim tek bir şey var; “Dünyayı kurtarırsa iyilik kurtaracak” İyi olmaktan başka gayemiz olmadığını düşünüyorum. Evren bu konuda çok adil gerçekten. Şu sözü seviyorum; “İyilik eden iyilik bulur.”
İyilik, sadece yardım etmek, yardımlaşmak anlamına da gelmemeli. Ne iş yapıyorsan yap, bunu iyi yap! Bu şekilde de evrene, mahluk ve mahlukata iyilik yapmış olursun. Makamın ne olursa olsun, görevin ne olursa olsun iyi yapmalısın. Bugün Sinop’ta otuzdan fazla köyde yüzlerce çocuk içecek suya hasret ise, yine kentin çocukları lağımın içinde denize girip, hastane hastane geziyor ise, yolu yordamı olmayan bir turizmle boğuşuyor ise, Aşıklar parkında gece saat 00.00’da sessizlik hakimse, kapatılan mekanlarda umutlar yok oluyor ise, kaldırımlarında yürünemiyor ise, hak ettiği hizmeti alamıyor ise ve hak ettiği gibi yaşayamıyor ise; sosyal medyada paylaşılanlarla aynadakilerin riyakarlığındadır. Kimseyi suçlamıyorum, kimseyi yermiyorum. Bizim şu içinde bulunduğumuz yaşam şartlarını bize “Kader” Diye yutturmaya çalışanlarla duygularımı paylaşıyorum.
Son olarak, Ziya Paşa’nın bir sözüyle veda edeyim sizlere;
"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde." Ziya Paşa bu beytinde diyor ki: "İnsanın aynası iştir, lafa bakılmaz. Bir kişinin aklının seviyesi yaptığı işte görünür."



