GÜNDEM
Yayınlanma: 29 Ocak 2025 - 14:49
Güncelleme: 29 Ocak 2025 - 16:00
SİNOP'TA GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER İÇİN BASIN AÇIKLAMASI DÜZENLENDİ!
Sinop'ta Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı tarafından, dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Gazeteciler Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek için basın açıklaması düzenlendi.
GÜNDEM
29 Ocak 2025 - 14:49
Güncelleme: 29 Ocak 2025 - 16:00
Uğur Mumcu Meydanı'nda düzenlenen basın açıklamasına CHP Sinop İl Başkanı Av. Aykut Cem Yalçınkaya, Merkez İlçe Başkanı Samet Bayrak, İl Kadın Kolları Başkanı Esim Tümer, Gençlik Kolları Başkanı Muhammed Taşkın, Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Filiz Gökçe, Erfelek İlçe Başkanı Soner Erkut, Belediye Başkan Yardımcısı Aysun Öz Sönmez, İl Genel ve Belediye Meclis Üyeleri, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Ayrıca İl Başkanı Yalçınkaya, basın açıklamasına katılan 15 Eylül Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cengiz Demirel'i de kürsüye davet etti. Yalçınkaya, açıklamada gözaltına alınan gazetecilerin yanı sıra, sanatçılara ve görevden alınan belediye başkanlarına da değindi. Ayrıca Yalçınkaya basın özgürlüğünde 180 ülke arasında Türkiye'nin 158. Sırada olduğunu kaydetti.
İl Başkanı Yalçınkaya burada yaptığı açıklamada; "Sevgili Sinoplu'lar, bugün yine bir arada olmamızın sebebi bir olumsuzluğu dile getirmek. Bu olumsuzluğa karşı bir araya gelip tepkimizi göstermek için. Ama sizlere söz veriyoruz, yapılacak ilk seçimlerden sonra bu meydanlarda demokrasinin, zaferin, mutluluğun, birlikteliğin kutlamasını da hep beraber yine bu meydanda yapacağız. Bildiğiniz gibi birkaç aydır iktidar baskısını tamamen arttırmakta, kontrolünü kaybetmektedir. 31 Mart 2024 seçimlerinde aldığı hezimeti sindiremeyen AKP iktidarı önce halkın belediyelerini ardından da toplumun her kesiminden, her kademesinden insana karşı bir baskı, korkutma aracı olarak yargıyı kullanmaya başlamıştır. 30 Ekim tarihinde Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer uydurma delillerle, yine sözde gizli tanık ifadeleriyle görevinden uzaklaştırılıp tutuklanmış, ardından hem Ovacık Belediye Başkanımız hem de Dem Partili birkaç belediye başkanı da yine görevinden uzaklaştırılmıştır. Ama ne ilginçtir ki görevinden uzaklaştırılan belediye başkanlarından bir tanesi devletin her kademesiyle görüşmeler gerçekleştirmiştir. Ardından geçen süre zarfı içerisinde yine gazeteciler nedeni belli olmayan şekillerle, sözde gizli tanık ifadeleriyle tutuklanmıştır. Ocak ayı itibariyle Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat yine içeriği belli olmayan, hukuken suç sayılamayacak eylemlerin isnadı nedeniyle tutuklanmış ve görevinden uzaklaştırılmıştır. Ardından Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 12 Eylül döneminden sonra ilk defa tutuklanan bir siyasi parti genel başkanı olmuştur. Bu durumlarda gösteriyor ki iktidar kontrolünü kaybetmiştir. Yine Ocak ayının başlarında önce itibarsızlaştırıp bir oyuncu menajerini iki buçuk milyar dolarlık bir sektör var orada. Oradan da pay almak istiyor belli ki birileri. Önce itibarsızlaştırıp ardından 12 yıl önce yaşanan gezi olaylarıyla alakalı olarak menajer Ayşe Barım tutuklanmıştır. Madem 12 yıl önceye gidiyorsunuz, madem istediğiniz her eyleme, her konuyu anayasal düzene başkaldırmak darbe teşebbüsüyle bir tutuyorsunuz, o kadar uzağa gitmeyin 15 Temmuz 2016'da yaşanan bir darbe hadisesi var. O zaman FETÖ'cülük için niye 17-25 Aralık 2013 tarihine ve sonrasını baz alıyorsunuz? O zaman sizler de hesap verin. Sizler de anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiğiniz gerekçeleriyle önce çevrenizdekileri bir sorun soruşturun.
Yine sanat dünyasından Halit Ergenç ve Rıza Koçoğlu'nun başta olduğu oyuncular gözaltına alınmış
ve nihayetinde dün akşam üstü saatlerinde öğleden sonra ve akşam üstü saatlerinde gazeteciler Serhan Asker, Seda Selek ve Barış Pehlivan gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınma gerekçesine bakıyorsunuz.
Gözaltına alınma gerekçesi gazetecilik yapmak. Sayın Barış Pehlivan telefon görüşmesinde konuştuğu şahsa kendisini tanıtıyor. Açıkça söylüyor. Gazeteci olduğunu söylüyor. Yani üzerine düşen mesleğinle alakalı bütün sorumluluklarını yerine getiriyor. Daha sonrasında yine bir suçu önce kişiyi tespit edip sonra suç icat ediyorlar. Yine bir suç uydurularak gözaltına almıyor. Hem de Halk TV'nin binasının önünde gazeteci arkadaşlarının yanında. Bu durumu kabul edebilmek, sindirebilmek mümkün değildir.
Basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 158. sırada olan bir ülkede yaşıyoruz. Pakistan, Laos, Venezuela gibi yıllardır büyük bir baskıyla otoriter rejimlerin ürettiği ülkelerin dahi gerisindeyiz. Gazeteciler mesleğini yaparken evrensel meslek ülkelerinin ışığında görevlerini yaptığında artık sürekli olarak bir tutuklanma riskiyle karşı karşıyadır. Birileri bizi sindirebileceğini, yıldırabileceğini zannediyorsa yanılıyorlar.
Bu meydanda bulunan insanlar, halkımız, vatandaşlarımız, yol arkadaşlarımız iktidarın sindirimi, baskılama ve yıldırımın politikasını boyayacak mıyız? Bunu da kendileri de çok iyi biliyorlar. Güzel bir söz var biliyorsunuz. Hepimiz ülkemiz açısından, geleceğimiz açısından çocuklarımız için korkuyoruz. Ancak cesurluk demek, insanın korktuğu zamanlarda dahi doğru olduğuna inandığı şeyin yapması ve konuşmasıdır. O yüzden diyoruz biz, bizi kimse yıldıramayacak, sindiremeyecek. Geçmişte de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve karşı bu topraklarda pek çok baskı dönemleri denende ancak her zaman sonunda kazanan halk oldu. Yine halk kazanacak. Gazeteciliğin suç olmadığını söylemek zorunda kalan basın mensupları bugün aramızdalar. Bizler her birimizin her zaman hakkını savunmaya devam edeceğiz. Zaman zaman geliyor. Az önce sohbet ederken de konuştuk. Zaman zaman birbirimizi de eleştiriyoruz. Ama hiçbir zaman birbirimize olan saygımızdan ödün vermiyoruz. Bugün kanunsuz emirlere uygulayanlar, kanunsuz emirlere direnmeyenler, sesini çıkarmayanlar. Eğer bugün bu meydanda bu insanlar toplanıyorsa bilin sizin için de toplanıyor. Niye toplanıyor? Çünkü baskı kurulan yerlerde, ülkelerde bir gün sıra size de geliyor. Alman Papaz Martin Niemöller'in bir sözü var biliyorsunuz meşhur bir söz 2. Dünya Savaşı'nda.
Önce Yahudiler için geldiler. Sesimi çıkarmadım Yahudi değildim. Sonra komünistler için geldiler.
Sesimi çıkarmadım komünist değildim. Sonra sendikacılar için geldiler. Ben sendikacı da değil din adamıydım. En son benim için geldiklerinde ses çıkaracak kimse kalmamıştı. Ses çıkaracak insanlar çoğalsın, artsın diye mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Karşımızdaki organize kötülüğü örgütlenerek, bir araya gelerek, çoğalarak yeneceğiz. İktidarın kontrolden çıkması sadece insana karşı değil. Doğaya düşman, sokaktaki hayvana düşman, kadına düşman, gazeteciye düşman.
Kısacası kendinden olmayan herkese düşman olan bir iktidar bilsin ki kazanan biz olacağız.
Kazanan iyilik olacak, kazanan aydınlık olacak. Bu meydanlarda her gün gerekirse kanunsuzluğa, hukuksuzluğa karşı bir arada duracağız. Çünkü tekrar söylüyoruz, burada cesur insanlar var. Biliyoruz ki bu ülkede milyonlarca cesur insanlar ve biz artarak, büyüyerek çoğalacağız. Çünkü biliyoruz ki kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz." İfadelerine yer verdi.
İl Başkanı Yalçınkaya burada yaptığı açıklamada; "Sevgili Sinoplu'lar, bugün yine bir arada olmamızın sebebi bir olumsuzluğu dile getirmek. Bu olumsuzluğa karşı bir araya gelip tepkimizi göstermek için. Ama sizlere söz veriyoruz, yapılacak ilk seçimlerden sonra bu meydanlarda demokrasinin, zaferin, mutluluğun, birlikteliğin kutlamasını da hep beraber yine bu meydanda yapacağız. Bildiğiniz gibi birkaç aydır iktidar baskısını tamamen arttırmakta, kontrolünü kaybetmektedir. 31 Mart 2024 seçimlerinde aldığı hezimeti sindiremeyen AKP iktidarı önce halkın belediyelerini ardından da toplumun her kesiminden, her kademesinden insana karşı bir baskı, korkutma aracı olarak yargıyı kullanmaya başlamıştır. 30 Ekim tarihinde Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer uydurma delillerle, yine sözde gizli tanık ifadeleriyle görevinden uzaklaştırılıp tutuklanmış, ardından hem Ovacık Belediye Başkanımız hem de Dem Partili birkaç belediye başkanı da yine görevinden uzaklaştırılmıştır. Ama ne ilginçtir ki görevinden uzaklaştırılan belediye başkanlarından bir tanesi devletin her kademesiyle görüşmeler gerçekleştirmiştir. Ardından geçen süre zarfı içerisinde yine gazeteciler nedeni belli olmayan şekillerle, sözde gizli tanık ifadeleriyle tutuklanmıştır. Ocak ayı itibariyle Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat yine içeriği belli olmayan, hukuken suç sayılamayacak eylemlerin isnadı nedeniyle tutuklanmış ve görevinden uzaklaştırılmıştır. Ardından Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 12 Eylül döneminden sonra ilk defa tutuklanan bir siyasi parti genel başkanı olmuştur. Bu durumlarda gösteriyor ki iktidar kontrolünü kaybetmiştir. Yine Ocak ayının başlarında önce itibarsızlaştırıp bir oyuncu menajerini iki buçuk milyar dolarlık bir sektör var orada. Oradan da pay almak istiyor belli ki birileri. Önce itibarsızlaştırıp ardından 12 yıl önce yaşanan gezi olaylarıyla alakalı olarak menajer Ayşe Barım tutuklanmıştır. Madem 12 yıl önceye gidiyorsunuz, madem istediğiniz her eyleme, her konuyu anayasal düzene başkaldırmak darbe teşebbüsüyle bir tutuyorsunuz, o kadar uzağa gitmeyin 15 Temmuz 2016'da yaşanan bir darbe hadisesi var. O zaman FETÖ'cülük için niye 17-25 Aralık 2013 tarihine ve sonrasını baz alıyorsunuz? O zaman sizler de hesap verin. Sizler de anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiğiniz gerekçeleriyle önce çevrenizdekileri bir sorun soruşturun.
Yine sanat dünyasından Halit Ergenç ve Rıza Koçoğlu'nun başta olduğu oyuncular gözaltına alınmış
ve nihayetinde dün akşam üstü saatlerinde öğleden sonra ve akşam üstü saatlerinde gazeteciler Serhan Asker, Seda Selek ve Barış Pehlivan gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınma gerekçesine bakıyorsunuz.
Gözaltına alınma gerekçesi gazetecilik yapmak. Sayın Barış Pehlivan telefon görüşmesinde konuştuğu şahsa kendisini tanıtıyor. Açıkça söylüyor. Gazeteci olduğunu söylüyor. Yani üzerine düşen mesleğinle alakalı bütün sorumluluklarını yerine getiriyor. Daha sonrasında yine bir suçu önce kişiyi tespit edip sonra suç icat ediyorlar. Yine bir suç uydurularak gözaltına almıyor. Hem de Halk TV'nin binasının önünde gazeteci arkadaşlarının yanında. Bu durumu kabul edebilmek, sindirebilmek mümkün değildir.
Basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 158. sırada olan bir ülkede yaşıyoruz. Pakistan, Laos, Venezuela gibi yıllardır büyük bir baskıyla otoriter rejimlerin ürettiği ülkelerin dahi gerisindeyiz. Gazeteciler mesleğini yaparken evrensel meslek ülkelerinin ışığında görevlerini yaptığında artık sürekli olarak bir tutuklanma riskiyle karşı karşıyadır. Birileri bizi sindirebileceğini, yıldırabileceğini zannediyorsa yanılıyorlar.
Bu meydanda bulunan insanlar, halkımız, vatandaşlarımız, yol arkadaşlarımız iktidarın sindirimi, baskılama ve yıldırımın politikasını boyayacak mıyız? Bunu da kendileri de çok iyi biliyorlar. Güzel bir söz var biliyorsunuz. Hepimiz ülkemiz açısından, geleceğimiz açısından çocuklarımız için korkuyoruz. Ancak cesurluk demek, insanın korktuğu zamanlarda dahi doğru olduğuna inandığı şeyin yapması ve konuşmasıdır. O yüzden diyoruz biz, bizi kimse yıldıramayacak, sindiremeyecek. Geçmişte de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve karşı bu topraklarda pek çok baskı dönemleri denende ancak her zaman sonunda kazanan halk oldu. Yine halk kazanacak. Gazeteciliğin suç olmadığını söylemek zorunda kalan basın mensupları bugün aramızdalar. Bizler her birimizin her zaman hakkını savunmaya devam edeceğiz. Zaman zaman geliyor. Az önce sohbet ederken de konuştuk. Zaman zaman birbirimizi de eleştiriyoruz. Ama hiçbir zaman birbirimize olan saygımızdan ödün vermiyoruz. Bugün kanunsuz emirlere uygulayanlar, kanunsuz emirlere direnmeyenler, sesini çıkarmayanlar. Eğer bugün bu meydanda bu insanlar toplanıyorsa bilin sizin için de toplanıyor. Niye toplanıyor? Çünkü baskı kurulan yerlerde, ülkelerde bir gün sıra size de geliyor. Alman Papaz Martin Niemöller'in bir sözü var biliyorsunuz meşhur bir söz 2. Dünya Savaşı'nda.
Önce Yahudiler için geldiler. Sesimi çıkarmadım Yahudi değildim. Sonra komünistler için geldiler.
Sesimi çıkarmadım komünist değildim. Sonra sendikacılar için geldiler. Ben sendikacı da değil din adamıydım. En son benim için geldiklerinde ses çıkaracak kimse kalmamıştı. Ses çıkaracak insanlar çoğalsın, artsın diye mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Karşımızdaki organize kötülüğü örgütlenerek, bir araya gelerek, çoğalarak yeneceğiz. İktidarın kontrolden çıkması sadece insana karşı değil. Doğaya düşman, sokaktaki hayvana düşman, kadına düşman, gazeteciye düşman.
Kısacası kendinden olmayan herkese düşman olan bir iktidar bilsin ki kazanan biz olacağız.
Kazanan iyilik olacak, kazanan aydınlık olacak. Bu meydanlarda her gün gerekirse kanunsuzluğa, hukuksuzluğa karşı bir arada duracağız. Çünkü tekrar söylüyoruz, burada cesur insanlar var. Biliyoruz ki bu ülkede milyonlarca cesur insanlar ve biz artarak, büyüyerek çoğalacağız. Çünkü biliyoruz ki kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz." İfadelerine yer verdi.

İlginizi Çekebilir







