Türkiye Laik bir ülke değil midir? Bu soruya halen aklı başında kalabilmiş olan herkes evet yanıtı verir diye düşünüyorum. Hala bir Anayasa’mız var ve burada böyle yazar. Gerçek yaşamda laiklik kelimesi bazıları için küfür anlamına gelir, o başka… Yine Anayasa’mızda sadece laikliğe değil, tek tek sayılmış kurallara karşı çıkmanın, bu yasalara uymamanın, hatta ortadan kaldırılmasını teklif edenin suç işlemiş olacağı da yazılıdır. Yani yasalara uymamak şakaya gelmez!
Son günlerde bazı yetkili ağızlardan Öğretim Birliği dediğimiz Karma Öğretime, yani kız-erkek bir arada eğitime karşı çıkmalar başladı. Kızlarımız için erkek sineğin bile giremeyeceği okullar yapılması ve onların ayrı okuması önerildi! Bu düşünce hızla destek aldı, birileri de “ayrı okul yetmez, ayrı üniversiteler, hastaneler-postaneler de olmalı” dedi. Hatta şeriata uygun kılık kıyafet, bir arada bulunmama gibi istekler usul usul eklenmeye başladı.Üstelik dini bütün bu zatların çocuklarını kimse karma eğitime zorlayamazmış! Burası Talibanistanmıydı yoksa?
Nereden başlamalı ki? Anayasasında laik bir devlet olduğu yazılı olduğu ve herkesin makamına bakılmaksızın bu Anayasaya uyması gerektiği ortada iken hangi cesaretle bunlar söylenebiliyor? Anayasamızı korumaya yemin eden Savcı ve Yargıçlarımız neredeler?
Üstüne üstlük; bir tarikat şeyhinin ölümünde, deprem bölgesine uçak kaldıramayan kurumumuzun 15 dakika arayla uçak kaldırması, cenazeye on binlerce kişinin katılması ve İslam dininde ne kadar yeri vardır, bilemedim; kalan üç oğula tövbe hakkı tanınması kafamı iyice karıştırdı. Ben laik inancım gereği kimsenin inancını sorgulamam da, bu tövbe kabulü işinin Allah’a yapılması gerektiğini cahil aklımla bildiğime göre yetkililer acaba neden susarlar, bunu anlayamıyorum.
Kızlarımızın çocuk yaşta evlendirilmesi, erkeklere dörde kadar eş ve sınırsız cariye olabilme hakkı, “karnında sıpa-sırtında sopa” ile yaşama izni, onların kara çarşaflara sokulup toplumdan görüntü olarak izole edilmeleri yetmezmiş gibi bunu bir tık daha yükselttiler. Şimdi ayrı okullarda okuyup erkek görmeden okullarını bitireceklermiş! İyi, güzel… O okullar bitince o zaman sadece kadınların çalıştığı kurumlar yaratılmalı ki çalışma yaşamlarında da erkek olmayan bir ortamda yaşasınlar tabi ki… Biri de kadın hastanesi isterken bunu düşünmüş olmalı! Ama tek başına hastane yeter mi hiç? Ortalık erkekten geçilmiyor! Otobüslerini, iş yerlerini, lokantalarını, otellerini, evlerini, hatta sokaklarını da ayırmak şart! Yoksa Allah korusun kadınlarımız erkek görür!
DP ile başlatılan, RP ile resmileşen dincilik, şimdi onlarca partinin vazgeçilmezi ve en kolay oy alma alanı haline geldi. Çünkü en kolay kullanılabilen siyasi malzeme din! Kendi kutsal kitabı “Oku” diye başlayıp O’nu kılıflara sokup evinin en üst yerinde kutsal bir eşya gibi saklayan ve okumayan başka bir toplum var mıdır, bilemiyorum… Diğer tek tanrılı dinlerde aracı kişiler bu halkın okuma hakkını engelleyerek kendi hükümranlıklarını ilan etmişti. Biz de bu akımdan geri kalmamak için tarikatları ve bağlı cemaatlerini okuyup öğrenmek yerine biat ve itaat edip şeyhinin ipine sarılmayı, onun söylediği her şeyi doğru kabullenmeyi, cennete gitmenin tek yolunun şeyhine bağlanmak olduğunu öğreterek becerdik. Öyle bir kuşak yetişti ki, inandıkları kişi –adı şeyh de olur, başka bir şey de, hiç önemli değil- ne diyorsa onu ayet gibi kabul etmek durumunda kalıyor. Şeyhinin sözünden çıkmayı dinden çıkmak sanıyor. Elbette bu durumda siyasetçiler için bulunmaz maden oluyor! Bir tarikat liderini tarafına çektiğinde binlerce müridini de oy deposu olarak yanına alıveriyorsun! Bu nedenle şimdiki iktidarların böyle bir yoldan vaz geçmelerini beklemek fazlaca saflık olur gibi geliyor bana…
Ağzımızdan her çıkanı dokuz kere yutkunup düşünerek, yazarken yanlış anlaşılmasın diye silip silip yeniden yazıyoruz. Çünkü biz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti diye Anayasasında yazan bir ülkenin muhalif vatandaşlarındanız! Kazara iki anlama gelebilecek bir sözcük bizi Anayasayı ihlal etmekten anında içeri tıkabiliyor! Bu konuda hapishaneler aydın ve laik insanlarla dolu; çünkü bunlar muhalif, ne dincilik yaparlar, ne yalan söyleyip halkı kandırırlar. Gördükleri doğruları ve haksızlıkları, yasadışılıkları söyleyip yazarlar. Ama açık açık hukuka, yasalara ve Anayasaya uymayanlar ise neye güveniyorlarsa her türlü yalanı-dolanı söylerler, dincilik de yaparlar, ayrımcılık da, laikliğe de karşı çıkarlar, zorla dini inancına da karışırlar.
Böyle bir ülkede yaşamak, ne pahasına olursa olsun doğrularımızı ve Anayasamızı savunmak zorundayız. Laikliğin ise özellikle gerçek dindarlar için tek kurtuluş yolu olduğunu anlatmak zorundayız. İşimiz zor; ama olanaksız değil…
Son olarak; dünyadaki faşizan yönetimleri incelerseniz her birinin muhalefet tarafından değiştirilemiyorsa bile zaman içinde tapınılan liderlerinin devreden çıkması veya kendi içlerinde kaçınılmaz paylaşım kavgalarına tutuşup dağılmaları sonucu kendiliğinden de yok olduğunu görürsünüz. Umutsuzluk en tehlikeli durumdur, sakın umutsuzluğa kapılmayın. Gecenin en karanlık anları güneşin doğmasının yakınlaştığı anlardır, unutmayın.




