Ülkemizin dört bir yanı malum kişiler, holdingler tarafından ve adeta birbirleri ile yarışarak yağmalanıyor. İşin ilginci bu yağmalamalara 23 yıldır ülkeyi yöneten siyasi iktidar ve iktidarın başı elindeki sonsuz yetkilerle izin veriyor. Tarım alanlarıymış, meralarmış, sulak alanlar, dereler, ırmaklarmış, yurttaşların tapulu yerlermiş hiç umurlarında değil. Çöle çevirdiler ülkeyi, tarımı yok ettiler, hayvancılığı yok ettiler, zaten kör-topal yürüyen sanayimizi, yer altı madenlerimizi de yok ediyorlar.
Her yok ettikleri alanlardan trilyonlar kazanıyorlar, servetlerine servet katıyorlar, her ihtimale karşı da servetlerini yurt dışında vergisi olmayan, sorgusu suali olmayan ülkelere kaçırıp garanti altına alıyorlar.
Geçen hafta içinde Boyabat ilçemizde bir etkinlik düzenlendi beşli çetelerden CENGİZ holdinge karşı. Boyabat’ın birçok köyünü yok edecek, doğayı, ormanları yok edecek, su kaynaklarını yok edecek, ırmakları zehirleyecek, tümüyle Boyabat, Kastamonu, Bafra havzalarını yok edecek bir projenin ne kadar faydalı bir yatırım olacağını anlatmak için Boyabat Kovaçayır köyünde Cengiz holding tarafından bir bilgilendirme toplantısı düzenlendi. 12 Haziran tarihinde yapılması gereken ve bakanlık yetkililerin de katılacağı toplantı Boyabat Çevre Derneği ve Boyabat Çevre Platformu tarafından engellendi.
Jandarmanın Cengiz holdingin tarafında yer almasına alışmıştık, ancak Boyabat’ın çıkardığı eski BAKAN Yaşar Topçu ile Boyabat Belediye Başkanı Hasan Kara’nın da beşli çeteden bir holdingin yanında olacakları, avukatlıklarını yapacakları aklımıza en son gelirdi. Ki Boyabat Belediye Başkanı başından beri BOYÇEP’in içinde yer almıştı.
Tüm bunlara karşı Kovaçayır ile çevre köylerin sakinleri, köylüler, Boyabat ve BOYÇEP bileşenleri, Sinop, Ayancık, Gerze ilçelerinin ve diğer çevreci örgüt ve temsilcilerinin desteği ile toplantı başlamadan durduruldu, Holding ve bakanlık temsilcileri Jandarma korumasında alanı terk etmek zorunda kaldılar.
Sonuç bizlere bir gerçeği hatırlattı. Örgütlü güçlerimiz ile sermayenin her saldırısını durdurabilir, topraklarımızı, madenlerimizi, ormanlarımızı koruyabilir, emeklerimizin karşılığını alabilir, siyasi iktidarları- tek adam rejimi de olsa- dize getirebiliriz. Ülkemizi daha güzel, daha doğru yönetecek siyasileri bulur, halkın katılımı ile gerçek demokrasiyi kurar, hep birlikte yönetiriz.
Siyasi iktidar tüm yetkileri tek adamın eline verse dahi- geçen haftalarda yazmıştım- HAKLAR YASALARDAN ÖNCE GELİR.
Hiçbir yasa, anayasa, yönetmelikler vs. HALKA KARŞI, HALKA RAĞMEN çıkarılamaz, uygulanamaz.
ÜLKEMİZ BİR ATEŞ ÇEMBERİ İÇİNDE!
Ortadoğu’da yaşanan paylaşım savaşı bizleri de yakıyor. Belki de çok yakın gelecekte bizi de içine alacak bir savaşı televizyon ekranlarından izliyoruz sadece. AH’larla, VAH’larla izliyoruz. Neden bir tepki vermediğimizi, bir avuç savaş karşıtı örgütlerin yanında yer almadığımızı anlayamıyorum. Bizleri, çocuklarımızı, torunlarımızı yok edecek savaşlara neden karşı çıkmadığımızı anlayamıyorum. İkinci dünya savaşından sonra yeni HİTLER’lerin çıkmayacağını, ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI’nın olamayacağını düşündük, kabullendik. Öyle değilmiş demek ki. Dünyayı ve ülkemizi yöneten 3-5 delinin elinde oyuncak olduk.
Nereden girdik konuya?
YAĞMALANAN TOPRAKLARIMIZDAN!
Her gün bir adım daha yaklaşıyoruz 3. Dünya savaşına. Bu savaşın ateşi bütün dünyayı yakacak. İnsanlık yok olacak, doğa yok olacak, yeraltı ve yerüstü kaynaklar kullanılamaz hale gelecek. Savaştan sağ çıkanlar neredeyse TAŞ DEVRİNDEN başlayarak yeni yaşam alanları oluşturmaya çalışacaklar. Savaşları başlatanlar ise kendileri için aldıkları koruma önlemleri ile yine rahat yaşamlarına devam edecek, yoksul insanları boğaz tokluğuna yenidünya düzeni için ırgat olarak kullanacak, kölelik düzeni yeniden hortlayacak. Sınırlar yeniden çizilecek, paylaşım güçlüler tarafından yapılacak.
Öncelikle ülkemizi, topraklarımızı, halkımızı korumak zorundayız. Emperyalizme karşı savaşmalıyız. Bu konuda deneyimliyiz. Yedi düvele karşı savaşmış halkın torunlarıyız. Bizleri yaşatmak için canını veren atalarımızı örnek alıp çocuklarımızı, torunlarımızı korumak zorundayız. Bunun için de başımızdaki yetersiz, halka karşı olan, emperyalizmin yanında yer alan yöneticilerden kurtulmamız gerekir.
Tabii ki ÖRGÜTLENEREK, ÖRGÜTLÜ GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİREREK, ÖRGÜTLÜ GÜÇLERİMİZLE YASAL, ANAYASAL HAKLARIMIZI KULLANARAK, GEREKLİ HALLERDE “HAKLAR YASALARDAN ÖNCE GELİR” DİYEREK MÜCADELEMİZİ SÜRDÜREREK.
KURTULALIM ARTIK YAĞMADAN, TALANDAN, SÖMÜRÜLMEKTEN, SAVAŞ TEHDİTLERİNDEN!




