Türkan DİNÇER

Türkan DİNÇER

AÇIK KAPI

SEN KONUŞTUKÇA GÜZELLEŞİYORSUN KADIN.

12 Mayıs 2021 - 15:24

SEN KONUŞTUKÇA GÜZELLEŞİYORSUN KADIN.
Ne güzel direniyor kadın doğayı incitmeden. Ne güzel direniyor kadın taşı toprağı incitmeden. Ne güzel direniyor kadın kurdu kuşu, börtü böceği incitmeden. Ne güzel direniyor kadın, ağacı, yaprağı, dalları, kökleri incitmeden. Ne güzel direniyor kadın, yüreğine direnci, gözlerine ateşi, eline silah diye değneğini alıp, onu yok sayanları inciterek. N e güzel direniyor kadın, toprağına tutunmasını bilmeyen, rant için çevresini yakıp, yıkıp yok edenlere korkusuzca sesini yükselterek.
Nasıl Sinop’un Gerze ilçesinde HES’lere karşı, Sinop Merkezde Nükleere santrallere karşı, Fatsa’ da Altın madenlerinin açılması için ağacın kesilmesine karşı, salda gölünün imara açılmasına karşı, kaz dağlarında ağaçların kesilerek altın çıkartmak için ağaçların yok edilmesine karşı, , Artvin Cerattepe'de açılacak olan maden ocaklarına karşı direndiği gibi direniyor kadın Rize İkizdere’de de.  Direnmek yaşamak demektir unutmuyor kadın, direnmediği zaman öleceğini ve yok olacağını, direnmediği, baş eğdiği zaman tüm değerlerinin alınacağının farkında kadın. O nedenle en ön saflardalar, o nedenle korkusuzlar, o nedenle “TOPRAĞIMA, AĞACIMA, SUYUMA, DENİZİME, GÖKYÜZÜME, KADIN KİMLİĞİME DOKUNMA” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor kadın. Dağın, taşın, toprağın, ağacın, suyun, derenin, ırmağın, denizin değerini biliyor kadın, rant için değil kimliğini, duruşunu, özgürlüğünün elinden alınmasına ve yarınların aydınlık olması için direniyor ülkemin her yerinde kadın.  “Hamile iken dışarı çıkmak terbiyesizliktir, kadın sokakta kahkaha atamaz, yalnız başına dışarı çıkamaz, İstanbul sözleşmesini iptal ediyorum” diyenlere karşı sesini yükseltip, ayaklarının üstünde durup, hep hareket halinde, hep uyanık kalıyor kadın.    Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN  1 Mart 1922 yılında 1. Dönem 3. Yasama Yılı konuşmasında; “Gerek tarım gerek memleketin varlık ve genel sağlığı konularında önemi kesin olan ormanlarımızı da modern önlemlerle iyi duruma getirmek, genişletmek ve en yüksek faydayı sağlamak da önemli kurallarımızdan biridir.” Sözünü anımsatıp, doğayı üç beş müteahhithe rant sağlamak için yok etmeye izin verenlere. “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk ulusunu sonsuzluğa dek yaşatmak için verimli kalacaksın” sözünü şiar kabul ediyor kadın, toprağına ağacına sahip çıkıp sonsuza kadar o topraklarda var olmak için feda ediyorlar kendilerini ama topraklarını asla.  #İkizDere’de #İstanbulSözleşmesinde iptalinde konuştuğun, direndiği gibi ülkemin her yerinde ağacı, toprağı, suyu, denizi, havayı, çocuğu, hayvanı ve doğal yaşamı korumak için şaha kalkıyor kadın. “İnsanlar sadece konuştukları şeylerden değil, sustukları şeylerden de sorumludurlar” Uğur Mumcu’nun dediği gibi, SÖYLEDİKLERİNDEN SORUMLULUĞU ALDIĞIN GİBİ SUSTUKLARINDAN DA SORUMLULUĞU ALIP KONUŞ KADIN, SEN KONUŞTUKÇA GÜZELLEŞİYOR, SENİ KİMLİKSİZ BIRAKMAK İSTEYENLERİ KORKUTUYORSUN.
YASAKLAR
“İçki yasağı kanunu ilk meclisten bir sağlık değil, bir şeriat kanunu olarak çıkmıştı. İçki yasağı yürüyor, içki de içiliyordu. Rakının adı “Dilaver suyu” idi. Çünkü yobaz diktası olduğu için herkesi kızdıran bu yasak zamanlarında en iyi içkiyi polis müdürü çıkarıyordu. Lokantaların bir köşesi vardı. İçenler oraya sokulur, dışarıdakiler de farkına varmaz görünürlerdi. ….
Amerika’daki içki yasağı devrinde olduğu gibi el altı ve kaçak ticareti aldı yürüdü. İkinci Mecliste yobaz kalabalığı hayli olduğundan durumu tabiileştirmek için teklif getirmeye kimse cesaret edemiyordu. Hocalar kıyameti koparmaya hazırlanmışlardı. Hatta polisin ihmaller gösterdiği rivayetler üzerine ve tam büyük devrim günlerinde bir hoca kürsüden; “Medreseleri kapatıyorsunuz, meyhaneleri açıyorsunuz” diye bağırıyordu. Nihayet yine yobaz fetvacılığı imdada yetişti “İçki satın alınabilir, çünkü dinlerinde yasak olmayan tebaamız da vardır, fakat meyhane açılamaz, çünkü burası Müslüman memleketidir” …
Tuhaf tesadüftür ki, o yaban, boz ve silme boşluk olan Ankara’da ilk sinir hastalarımızı hiç içki kullanmayanlar arsından vermiştik.” Falih Rıfkı ATAY (Çankaya kitabı 595. Sayfa)
Neden TBMM’nin açıldığı ilk günlerinde gelen içki yasağını yazıma aldığımı soracaksınızdır. Uzun süredir toplumun bir anayasası yokmuş gibi hareket edilerek, toplum genelgelerle, kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeye çalışılıyor. Anayasaya aykırı buldukları kararları iptal eden anayasa mahkemesi kararlarını “Ben o hükmü tanımıyorum” “Anayasa mahkemesi lav edilmeli” diyenlerin var olduğu ülkede Anayasa mahkemesinin ya da bir Anayasasının olması anlam ifade ediyor mu bilmem ama yine de bir ülkenin Anayasasının olması hiç olmamasından çok daha iyidir.
Yaklaşık on dört aydır dünyayı kasıp kavuran bir virüs belası ile uğraşıyor tüm ülkeler. Her ülke kendine göre önlemler almaya çalışıyor. Kimi ülkeler milyonlarca aşı satın alarak yediden yetmişe vatandaşlarını aşılıyor, kimi ülkeler aşılara dahi ulaşamıyor. Kimi ülkeler sosyal devlet olma düşüncesini, çalışmalarına da uygulayarak evlerine kapattıkları vatandaşlarının maddi manevi her ihtiyacını karşılarken, kimi ülkeler ekonominin kötü olması nedeni ile belli bir yaşı evlerine hapsederken, belli yaşın altındaki insanlar çalışmaya devam ediyor. Sağlık bakanı “üç şeyi unutmayın, maske mesafe, hijyen” diyerek ekranlar karşısına çıkıyor. Biz halk olarak üstümüze düşeni yapıyoruz, fakat üstüne düşeni yapmayan siyasiler nedeni ile her gün yüzlerce insanımızı toprağa veriyor nefessiz bırakıyoruz.  
Aylardır uzmanlar ekranlardan “tam kapanma” diye bas bas bağırırken hiç kimse duymadı. Ne zaman TIKLIL TIKLIM ben Türkçesini kullanayım) kongreler bitti o zaman tam kapanma gündeme alındı. (Tabi buna tam kapanma denirse. Çünkü her yer açık, işçi işinin başında, işi ve parası olmayan evine kapatıldı). Genelgelerle yasaklar kondu. Bu yasaklardan biri de içki satma yasağı. (Büyük marketlere gittiğimizde kadın petlerinin de satışının yasak olduğunu gördük) rahatsızlığım nedeni ile içki içmem ama içene de “neden içiyorsun?” demem. Çünkü bu sözün insan haklarına aykırı olduğunu ve böyle bir yasağın iyi niyetle konmadığını da bilirim. İran da Humeyni başa geldiğinde konulan her yasağı “bizim sağlığımızı düşünüyorlar” diyerek ses çıkartmadığında ülke yönetiminin nereden nereye geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu nedenledir ki; konulan her yasak halk sağlığı düşünülerek alınan yasaklar değildir. Eğer böyle bir düşünce olmuş olsa idi evlerde içki yapımı olmaz, insan hayatları önemsenirdi değil mi?
Tek isteğimiz insan hayatına yasaklar koyarak değil, bilimsel yollardan neden yapılmaması ya da yapılması gerektiğini anlatarak ve kendileri ile ilgili kararları kişilere bırakarak kararlar alın. O zaman herkes kazanacak ve hiç kimse endişeye düşmeyecektir emin olun. 


. Ben antiemperyalistim, ben tam bağımsız Türkiye'den yanayım, ben insan hakları savunucuyum.  Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi”



 

Bu yazı 843 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
  • Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapınız.