Geçen hafta Sinop Üniversitesinde öğrenci olmak başlıklı yazımda öğrencilerimizin acil çözülmesi gereken sorunlarına değinmiş, çözüm önerileri sunmuştum.
Bugün ise Sinop’ta yaşamak üzerine birkaç kelam etmek, Sinop halkının sorunlarını ve çözüm önerilerimi sunmak istiyorum.
Sinop, ülkemizdeki diğer illere göre yaşanması en kolay, en güzel, en rahat illerin başında gelir. Zorlukları, eksiklikleri yok mu? Elbette var. Ancak kolayı zor yapan, güzellikleri çirkinleştiren, rahatlığımızı bozan da bizleriz, biz Sinoplularız aslında.
Öncelikle biraz fazla rahat gibiyiz. Emekli ve memur kenti olmaktan kaynaklı galiba rahatlığımız. Kentimize tam anlamı ile sahip çıktığımızı söyleyemeyiz. Şikâyet ederiz sürekli, kahve köşelerinde oyun oynarken, deniz kenarında güneşlenirken, parklarda çekirdek çıtlatırken Sinop ile ilgili sorunları, dertleri birbirimize anlatır dururuz. Çözümler konusunda da çok yaratıcıyız aslında. İnanılmaz projeler geliştiririz kafamızda, ancak bizlere dayatılan projelerin uygulama aşamasında veya istenmediğimiz halde gerçekleştirilen projeler konusunda sessiz kalmayı, eyleme geçmeyi, çok az sayıda yurttaş tarafından yapılan eylemlere katılmayı, destek vermeyi yapmayız, yapamayız bir türlü.
Örgütlü bir Sinoplu olmayı da beceremiyoruz. Herhangi bir sivil toplum örgütüne üye olsak bile bırakın eylemlerine, toplantılarına bile katılmayız.
Her şeyi başkalarından bekliyoruz. Birileri yapsa da düzeltilse yanlışlıklar, yaşamımızı daha kolaylaştırsınlar diye bekleriz. Tüm ülkemizdeki gerçek durumdur bu. Sinop’ta da durum farklı değil.
“Biz emekliyiz-yaşlıyız, biz memuruz- sürülürüz, biz öğrenciyiz- okutmazlar” deriz Sinop’ta, etliye-sütlüye karışmak istemeyiz.
SONUÇ; içinden çıkılmayan trafik ve otopark sorunu, elektrik, su, kanalizasyon, temizlik, imar sorunları, parkların içler acısı hali, barınma, beslenme sorunları her gün artan nüfusla birlikte daha da büyüyor. Farkındayız ancak görmezden geliyoruz.
Her şeyi yerel yönetimlerden bekliyoruz. “Biz görevimizi yaptık, sandığa gittik, seçimimizi yaptık, artık görev ve sorunluluk onlarda” diyerek köşemize çekiliveriyoruz. Ülkemizde de böyle değil mi? Başımıza ne geliyorsa “köşemize çekilmekten” gelmiyor mu?
“Biz yöneticilere, sorumlulara eleştiri ve önerilerimizi anlatmak istiyoruz ancak ulaşamıyoruz, ulaşırsak da dinleyen yok” dediğinizi duyar gibiyim. Ulaşmak ve dinletmek için de çok değişik yollar, yöntemler var aslında. Hiç denediniz mi? Üyesi olduğunuz bir derneğin, sendikanın, vâkıfın toplantılarına katılıp önce kendi yöneticilerinize anlatıyor musunuz? Onlar da dinlemiyorsa yönetimleri değiştirmeyi, kendiniz yönetimlerde yer almayı talep ediyor musunuz? HAYIR!
NE BEKLİYORUZ O ZAMAN? Kimin değiştirmesini bekliyoruz düzeni? Sen yoksan, ben yoksam, BİZ YOKSAK kim değiştirecek?
Her talebimizde bir YASAK çıkıyor karşımıza, yasalar çıkıyor, yönetmelikler çıkıyor, tasarruf tedbirleri çıkıyor. NEDEN? Çünkü çoğunluğuz, milyonlarız, ancak örgütlü değiliz, bir arada değiliz, alanlarda değiliz.
Aslında Sinoplu’yuz, ülkenin en rahat, en kolay, en güzel ilindeyiz, ancak Sinop’ta değil kafamız! Bedenimiz Sinop’ta, aklımız başkalarının yapmasını beklemekte.
Daha çok bekleriz sorunlar çözülsün diye!
O halde önce şu soruyu soralım kendimize;
SİNOP’TA YAŞAMAK NASIL BİR ŞEY? GERÇEKTEN MUTLU MUYUZ? YOKSA KENDİMİZİ Mİ KANDIRIYORUZ?
Bence POLYANNA’cılık oynuyoruz!
İŞTE ASIL SORUNUMUZ BU!




