Doğan ÖZDEMİR

Doğan ÖZDEMİR

" EMEKÇİNİN KÖŞESİ "
[email protected]

2084 Dünyanın Sonu

08 Ocak 2024 - 11:48 - Güncelleme: 22 Şubat 2024 - 15:19

Kitabın Yazarı: Boualem SANSAL
Çeviren: Şirin ETİK
(Ayrıntı Yayınları, 1. Baskı-Kasım 2019, 223 Sayfa)
Kitapseverler hemen anımsayacaktır Orwell’in 1984 kitabını… 2084 de bunun uzantısı mı diye düşünülebilir, ama değildir. Çok ileri bir tarihte yaşayanların kendilerinden başka bir devlet ve halk olmadığını sandıkları bir dünyada, dine ve düzene asi birinin araştırmalarıyla geriye dönüş yapma çalışmaları sonunda ulaşabildikleri yıldır 2084… Bu kitaptaki her şeyin, karakterlerin ve yerlerin kurmaca olduğunu söylüyor yazar; gerçek bir hayal dünyasına dalıyorsunuz. Ortada bir din, onun yaratıcısı ve peygamberi var; ama dünyada başka bir devlet yok! Yazarın şu giriş sözü de çok güzel; “Din bize Tanrı’yı sevdirebilir; ne var ki bize insanı hor gördüren ve bizi insanlıktan nefret ettiren ondan daha güçlü bir şey yoktur.”
Kitap, kendi içinde dört ayrı kitap başlığı altında bize sunuluyor. Her birinin girişine kısa bir özet yazılmış, tanıtıma buradan başlayalım o zaman…
Birinci Kitap; “Bir senesini Quâ dağlarında yer alan Sîn’deki bir sanatoryumda, öbürünüyse bir karavandan diğerine, yollarda güç bela yürüyerek geçirdiği uzun iki yılın ardından, Ati, kendi şehrine, Abistan’ın başkenti Qodsabad’a döner. Bu bölümde Yölah adlı bir Tanrı var ve Abi de onun peygamberi. Ne olduğu bilinemeyen bir Kutsal Savaş olmuş, bundan sonra yepyeni bir dünya kurulmuştur ve kimse eskiyi bilmez. Sadece bir 2084 sayısı bulunmuş, ama ne anlama geldiği de çözülememiştir.
İkinci Kitap; “Ati, kendi şehri Qodsabad’a, arkadaşlarına, işine kavuşur ve günlük rutininin ona sanatoryumu, sıkıntılarını ve hasta zihnini ele geçiren karamsar düşünceleri hızla unutturduğunu görür. Ati; “Orada kâfirliğin üst mertebesine erişmiş, düşünce suçu işlemiş, isyan, özgürlük ve sınırların ötesinde yeni bir yaşamın hayallerini kurmuştu. Bu deliliğin günün birinde su yüzüne çıkacağını ve kendisini tarifi imkânsız bir belanın içine sürükleyeceğini seziyordu.” Bu bölümde Yölah’ın kitabının Gkabul olduğunu okuyoruz.
Üçüncü Kitap “Abistan semalarında beliren yeni işaretlerle Efsane’ye başka efsaneler eklenirken, bir mucize Ati’yi talihsizlik ve gizem dolu yeni bir yolculuğa sürükler. Bu arada Ati ile Koa arkadaştır, gerçeği gizlice aramaktadır. “İki arkadaşın düşünceleri sapkınca olmadığı gibi yıkıcı da değildi; sadece nasıl bir dünyada yaşadıklarını öğrenmek istiyorlardı ama savaşmak için değil, insan ya da tanrı, kimse öyle bir şeye kalkışamazdı zaten; amaçları yaşadıkları dünyaya gerçekleri bilerek katlanmak ve mümkünse onu keşfetmekti.” İki kafadar sonunda girişi zor ve tehlikeli kente gizlice girecektir. “Tüm bunlar sizi şaşırttı, görebiliyorum, fark ettiyseniz buradaki hiçbir şey sıradan değil çünkü bahsini bile duymadığınız kayıp çağda insanlar böyle yaşıyordu (…) Bir başlarına kalan iki arkadaş, gizemli ve cana yakın Toz’un evini keşfetme fırsatı buldu. Evi incelerken kendilerini kaybettiler, gördükleri her şey başka bir gezegenden gelmişti.” Artık Nas’ın arkeolojik araştırmalarında buldukları gizlenemez hale gelince yöneticilerin bunu yalanlamak için çabaları gerekecektir.
Dördüncü Kitap; “Ati bir komplonun içinde başka bir komplo olabileceğini ve hakikatin, tıpkı yalan gibi, ona inandığımız sürece var olduğunu keşfeder. Aynı zamanda birilerinin bilgisinin, diğerlerinin cehaletini telafi etmediğini, insanlığın kendine daima en cahilleri örnek aldığını öğrenir. Gkabul önderliğinde, Müthiş Eser gerçekleştirilmiştir: Cehalet dünyaya hâkim olmuş ve bütün her şeyi bildiği, yapabildiği ve istediği noktaya ulaşmıştır.”
Ati bir müzeye götürülür, müze ismini bile ilk kez duyan Ati gördükleri karşısında şaşkındır. İlk odada doğum ve ilk çocukluk dönemi anlatılmaktadır. Çağlara, mesleklere göre ayrılan diğer odalarda ergenlik ve yetişkinlik dönemi vardır. Bir başka odada eğlence ve spor ekipmanları sergilenirken diğer bir odada işkence aletlerine ve öldürücü silahlara yer verilmişti. En son oda ise yaşlılık ve ölüme ayrılmıştı. “Ati zamanın nasıl geçtiğini anlamadı, bütün bir yüzyılı keşfetmeye ve sorgulamaya olanak veren böylesi bir yolculuğa daha önce çıkmamıştı.”
“En cevval tarihçiler 2084’e kadar nasıl geri gideceğini biliyordu ama onun daha ötesi yoktu. (…) Büyük çabalar ve araştırmalar sonucunda, günün birinde zaman bariyerini kırmayı ve yirminci yüzyıla gitmeyi başardı. (…) Ne var ki, 2084’teki savaş bu kez işe yaramıştı. Eski dünya yok olmuş ve evrene ebediyen Abistan hükmetmeye başlamıştı.”
Sonsöz’de ise yazar bu durumun Abistan medyası tarafından nasıl tam tersine aktarıldığını ve böyle bir şeyin olamayacağına halkı tekrar ikna etme çabalarını anlatıyor. Hani şu anda bizim ülkemizde de iki ayrı çağın yaşandığı gibi mi acaba? İlginç, hayal ürünü olsa da din ile halkın nasıl uyutulabileceğini irdeleyen bir kitap; okumaya değer…
İyi okumalar dileği ile. (23.9.2023)

 

Bu yazı 969 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum