Cengizhan ERSOY

Cengizhan ERSOY

PENCEREMDEN
[email protected]

CUMHURİYETİMİZ ÜZERİNE

28 Ekim 2022 - 10:01

Halen yürürlükte olan Anayasamızın
Genel Esaslar başlığı altında tanımlanan
Devletin Şekli ile ilgili birinci maddesinde
 ‘’ Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. ’’
ifadesi yer alır.
Yaşamaya ve yaşatmaya çalıştığımız bu hukuksal
Tanımlamaya ait kazanım; tarihsel olarak çok zor ve
uzunca süre devam eden bir mücadelenin
sonucunda olmuştur.
***
Atatürk Cumhuriyeti öncesinde var olan Osmanlı Devleti yönetiminde;
delisi ve akıllısıyla sarayın ve yönetimin başında olanlar,
egemenlikleri altındaki halkları hep küçümseyip ezme yolunu seçmişlerdir.
Osmanlı’nın son padişahı VI. Mehmet Vahdeddin
‘’ Bir millet var koyun sürüsü, ona bir çoban lazım o da benim ! ‘’ 
diyerek halkı insafsızca aşağılayıcı bir ifadeyle sürü olarak tanımlamıştır.
Sonrasında ise bu şahıs, ne acıdır ki en kritik anda
milletiyle birlikte olup düşmana karşı savaşıp mücadele edeceğine,
işgalci İngilizlerle işbirliği yapıp onlara sığınarak, ihanetle
öz yurdunu terk edip kaçma yolunu tercih etmiştir.
***
Bu topraklarda yaşayan halk ne bir sürüdür,
ne de başındakiler onun çobanıdır.
I. Dünya Savaşı’nın bitimi ve yenilgiyle birlikte
Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesindeki sayfası da sona ermiştir.
Devam eden süreçte ise; Anadolu topraklarının emperyalist
devletlerin işgalleri neticesinde, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın
önderliğinde başlatılan ve kararlılıkla devam ettirilen
Millî Mücadele sonucunda verilen savaşla
bağımsızlık kazanılmıştır.
Sonrasında ise, altı yüzyıl boyunca ‘’ kul ‘’ olarak yönetilen ve
aşağılanan Anadolu halkının zincirleri yine Mustafa Kemal
Atatürk tarafından kırılmasıyla yeni ve aydınlık bir döneme geçilmiştir.
Yıkılmış ve yok olmuş bir devletin külleri üzerinden filizlenmeyle,
uluslararası platformda hukuksal olarak tüm dünyanın da
kabul ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devleti doğar.
***
Bu asla inkâr edilemeyecek çok büyük bir kazanımdır.
Bu süreçte; 28 Ekim 1923 günü, dava arkadaşlarını
Ankara’da o dönemin son derece mütevazi şartlardaki
Çankaya Köşkünde bir akşam yemeğine davet eden Atatürk;
‘’ arkadaşlar yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz ‘’
diyerek düşüncelerini açıkça beyan eder.
O akşam, birlikte toplantıda bulunanlar arasında yer alan
başta İsmet Paşa olmak üzere, Sinop Mebusu
Kemalettin Sami Paşa ve diğer katılımcılar
bu düşünceyi destekleyerek bir yasa önerisi hazırlanır.
1921 Anayasası’nın 1. Maddesine ‘’ Türkiye Devleti’nin
Hükûmet şekli Cumhuriyettir ‘’ ifade değişikliği eklenerek
yasal temeller atılır ve ertesi gün 29 Ekim 1923 tarihinde
TBMM’nin saat 18.00’de başlattığı görüşmeler neticesinde
yapılan oylamayla, katılımcı 158 milletvekilinin tümünün
oylarıyla  ‘’ Yaşasın Cumhuriyet ‘’  sesleri altında ve sevinçle
cumhuriyet yönetimi kabul olunup, Gazi Mustafa Kemal Paşa
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilir.
Aynı yasa önerisinde; hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız milletin
olduğu, resmi dilinin Türkçe, başkentin Ankara olduğu
hükümleri de onaylanır. 
***
Böylelikle;  egemenlik saraydan ve saltanattan alınarak asıl sahibine
yani halka teslim edilmiştir.

Bu hareket,  sarayın ve saltanatın halkı sürü olarak değerlendirip yok
sayan aşağılayıcı düşüncesine karşı Türk Halkını onurlandıran ve
kimlik kazandırıcı bir devrimdir.
Cumhuriyet kavramı; "Ulusun, egemenliği kendi elinde tuttuğu, bunu
belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı
bir yönetim biçimidir.’’
Cumhur halktır, cumhuriyet de yalın ve özet anlatımla
halkın devlet yönetiminde söz hakkına sahip olmasıdır.
                                   ***
Kuruluşundan bu güne yaklaşık bir yüzyıl geçmesine rağmen;
Atatürk ve cumhuriyet karşıtları günümüzde de hazımsızlıklarını
rahatsız edici biçimde ve asla kabul edilemez deyişleriyle
 devam ettirip ısrarla sürdürmektedirler.
Bunun son örneği;  Kahramanmaraş 8. Uluslararası Kitap ve
Kültür Fuarı’nda düzenlenen konferansta AKP Grup Başkanvekili ve
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal tarafından yapılan,
‘’bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet, bizim lügatimizi, alfabemizi,
dilimizi, hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir" söylemi olmuştur.
Adı geçen zat, Atatürk’ün çok zor şartlarda kurmuş olduğu
Cumhuriyet sayesinde günümüzde o makam ve görevlere
 ulaşmış olduğu gerçeğini unutmuş, bu kabul edilemeyecek
 söylemiyle de;  Atatürk ve cumhuriyet karşıtı olarak
yetiştirilmiş olduğu ve kodlarında yazılı, benliğinde taşıdığı
sakat düşünce atmosferinin dışa yansıyan yorumlarını
insafsızca, bilerek ve isteyerek yapma cesaretini göstermiştir.
***
Bu tür çarpık düşüncelere rağmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
kurduğu Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacak ve yaşatılacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ebedi liderimiz
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyet üzerine yorumlayıp söylediği;
‘’ Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için
 kan döktük. İcabında müesseselerimizi müdafaa için
 lâzım olanı yapmağa hazırız.
Ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler,
mensublar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat,
medeniyet tarikatıdır.
Bir gün, İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve
şeraitini düşünmeyeceksin.
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. ‘’
söylemlerinin bir kez daha hatırlanması ve asla unutulmaması
dileği, sevgi ve saygıyla Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Bu yazı 570 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum