Cengizhan ERSOY

Cengizhan ERSOY

PENCEREMDEN
cengizhanersoy@gmail.com

DEMOKRASİDEN DARBEYE

27 Mayıs 2022 - 00:31

Siyaset arenasında, geçmişten günümüze; muhalefet ve iktidar kanatlarının açmaza düştüklerinde propaganda olarak sıklıkla kullanıp sığındıkları, sonrasında ise bir kenara bırakılarak ihtiyaç duyulduğunda tekrar değeri hatırlanan demokrasi nedir?
** 
Demokrasi, kökeni Antik Yunan yaşam ve kültürüne uzanan bir sözcük. Bu kapsamda; etimolojik olarak eski Yunan literatüründen günümüze intikal eden anlamıyla demokrasi (demokratia) “demos” halkı ifade etmekle “kratos” ise hükmetmek, idare etmek anlamına gelmektedir. Net bir söylemle Demokrasi; kralın, padişahın, elitlerin ve tek adamın değil  halkın iradesi ve halkın yönetimidir.
**
Demokrasi ve özgürlük söylemi;  öteden beri yeri geldiğinde her zaman ve zeminde bir propaganda aracı olarak sonuna kadar kullanılmışsa da demokrasi sosuyla iktidarı ve gücü ele geçirenlerin, kendi saltanatlarının kurup sağlamlaştırmaları sonrası, günü geldiğinde baskıya ve şiddete varan demokrasi dışı uygulamalara girişerek, demokrasinin rafa kaldırılıp katledildiği de bir gerçektir. Örnekleri ülkemiz ve dünya tarihinde görülmekle, yakın geçmişimizle birlikte  günümüzde de yaşanılmaktadır…
Ülkemiz gerçekleri üzerinden; demokrasiyi politik düşüncelere alet edip, kendi iktidarlarını kurup devam ettirmek adına yeri geldiğinde yüceltip, diğer taraftan ise bir kılıfına uydurularak demokrasinin, sözde halkın iradesine dayanan bir yönetim şekli olduğu,  tramvay benzetmesi yapılarak istenilen durağa varıldığında inileceği söylemi üzerinden yapılan siyaset bu konudaki düşüncelerimizi de doğrulamaktadır.
**
Siyasi anlamda demokrasinin zıddı bir ifade olarak,  darbe konusuna gelirsek; darbe genel anlamıyla,  iktidarda bulunanların  halka verdikleri sözlere rağmen hakça ve adilce yönetemeyip, yasaların dışına taşarak kendilerine özgü baskıcı yöntemleri uygulamaları sonucu; silahlı organize güçlerin, arkasına memnuniyetsiz çoğunluğun desteğini de alarak mevcut yönetime dur denilerek iktidarın zorla ele geçirilmesi olgusudur. Diğer taraftan; toplum yapısında yıllarca biriken ekonomik, siyasi, sosyal ve diğer sıkıntıların bir gün geldiğinde patlayışı neticesinde mevcut yönetimin zora dayanılarak iktidardan düşürülmesi olarak da yorumlanmaktadır.
**
Tarihsel olarak, Osmanlı Devleti zamanında da örnekleri görülmekle birlikte; Cumhuriyet tarihimizde mevcut siyasi yönetime karşı ilk darbe / ihtilâl,  27 Mayıs 1960 askerî hareketi olarak tarihe geçmiştir.
**
Ülkemizde, 1945 II. Dünya Savaşı’nın bitimi sonrası; dünya siyasi  düzenine ayak uydurularak, dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün girişimleriyle başlatılan  dönüşüm sürecinde demokrasi adına tek partiden çok partili siyasi yaşama geçiş kararı alınarak gerekli adımları atılır. Bu sürece girilmesiyle birlikte; önce Milli Kalkınma partisi kurulur.
Sonrasında ise tek parti zihniyetini beğenmeyen, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılan ve ihraç edilen muhaliflerce Celal Bayar önderliğinde

07 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti  kurulur. "Artık yeter! Söz milletindir" sloganıyla  siyaset sahnesine çıkan DP. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimler sonucunda   % 53 oy çoğunluğuyla ülke yönetiminin başına geçer. Cumhurbaşkanlığına Celal Bayar Başbakanlığa Adnan Menderes seçilir. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Amerika Birleşik  Devletleri’nden alınan yardımlar ve dış kredilerle yurt genelinde bir kalkınma hamlesi başlatılarak, o dönem halkı tatmin edici önemli hizmetlerde bulunulur.
**
Ancak bu pozitif gidişatın sonucunda;  alınan dış kredilerin geri ödenemeyişi, döviz sıkıntısına girilmesiyle başlayan ekonomik sorunların ülke genelinde krize dönüşmesi neticesinde mutsuzluk dönemi başlar ve yönetime karşı haklı eleştirilerin ve muhalefetin artmasıyla birlikte  iktidar / Adnan Menderes hükûmeti kendisini savunmak adına, muhalif hareketi bastırıp yok etmek için illegal yöntemler kullanarak demokrasi yolundan sapar. Muhalefeti şer cephesi diye niteleyerek,
karşı olarak da vatan cephesini kurup toplumu ayrıştırma yoluna gider.
Daha da kötüsü; muhalefeti silmek, sindirmek ve basını susturmak amacıyla çıkartılan bir kanunla TBMM çatısı altında üyeleri DP.millet vekillerinden oluşan ve geniş yetkilerle donatılan bir ‘’ Tahkikat Komisyonu ‘’ kurulur. Komisyona, Anayasa’ya aykırı olarak sivil ve askeri savcılarla yargıçların sahip olduğu tüm yetkiler verilir. Bu uygulamayla Menderes; özgürlükleri, demokratik ve parlamenter rejimi ortadan kaldırıcı kendi diktatör rejimini kurma yolunda bir sivil darbe yapmış olur.

**
CHP lideri İsmet İnönü; bu uygulamaları protesto üzerine yurt içinde çıkmış olduğu siyasi geziler seyrinde iktidar destekli gruplarca fiziki saldırıya uğrar. İktidar ve muhalefet arasındaki gerginlik
bir kaos ortamı oluşturmakla Ankara ve İstanbul’da binlerce üniversite öğrencisi sokaklara dökülerek DP. aleyhinde sloganlarla eylemde bulunurlar. Harp Okulu Öğrencileri de Ankara Kızılay’da yürüyüş yapar. Gösterilerin artarak devam etmesi üzerine Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilir. "Artık yeter! Söz milletindir" sloganıyla siyasete giren DP. kuruluş felsefesinin dışına çıkarak
iktidarını devam ettirebilmek için milletin sesini soluğunu kesmeye inatla devam eder.

**
Baskı rejiminin sürmesi neticesinde olan olur ve  27 Mayıs 1960 sabahında; o tarihte dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri  Kurmay Albayı, sonrası süreçteki siyasi hayatında Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucu lideri olan Alpaslan Türkeş’in radyoda okuduğu bildiriyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koyduğu ilân edilerek Demokrat Parti’nin lider kadrosu tutuklanıp Yassıada’ya sevk edilir. Yargılanmaları sonucu Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı  Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan suçlu görülüp  idama mahkûm edilerek kararlar infaz edilir. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın cezası ise ilerlemiş yaşı nedeniyle müebbet hapse çevrilir.
**
Birilerinin dediği gibi merhum Menderes demokrasi şehidi de değildir. Adnan Menderes ve hükûmeti demokrasi dışı uygulamalarla, yapılan uyarılara rağmen kendi sonunu kendi hazırlamıştır. Neticede 27 Mayıs askeri yönetimi kalıcı olmamış, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü savunan 1961 Anayasasını hazırlayıp yürürlüğe koyarak çekilmesini bilmiştir. Bu yönüyle de çoğunluklu olarak

halkın sempatisini kazanmıştır. Eleştiri olarak; DP. Hükûmetinin yönetimi seyrinde yapılan antidemokratik uygulamalar ve yanlışlıklar kadar askeri yönetimin aldığı ve uyguladığı idam kararları da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokrasi tarihine bir kara leke olarak geçmiştir.
**
Darbelerin, sadece asker postalıyla ve silahlı güçle yapılmadığı da tarihsel bir gerçektir. Unutulmasın ki Almanya’da Hitler iktidara darbe ile değil seçimle tırmanmış, sonrasında ise kendi darbesini gerçekleştirmiş, faşist düşünceye dayalı uygulamalarıyla hem ülkesini hem de dünyayı bir savaşa sürükleyip kana bulayarak neticede kendi sonunu getirmiştir.
Günümüzün modern darbeleri ise ( kurulu demokratik meşru düzenin değiştirilmesi ), iktidara ulaşmak adına; düşünsel arka planlarını ustaca gizleyip, demokrasi maskesini kullanarak halkın duygularını okşayıp hep pozitif söylemlerle vaatlerde bulunan, kendilerine oy devşiren sözde demokrat siyasetçiler /elitler tarafından çaktırmadan yapılmaktadır.
**
Eğer bir ülkede demokratik rejim gereğince ve hakkınca işletilirse orada darbe plânı ve girişiminin sözü dahi edilemez.  Açıkça ve kısacası; ister askeri olsun ister siyasi olsun hedefi  kurulu demokratik meşru düzeni bir şekilde kökünden değiştirip, dönüştürmek olan darbe zihniyetinin, gerçek anlamda ülkemize bugüne kadar hiçbir bir olumlu katkısı olmamıştır. Son söz olarak; kahrolsun faşizm, yaşasın demokrasi, yaşasın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve yücelttiği tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti. 
 

Bu yazı 480 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum