Cengizhan ERSOY

Cengizhan ERSOY

PENCEREMDEN
cengizhanersoy@gmail.com

SEN NE DİYORSUN GARO ?

26 Nisan 2022 - 16:00

Sorumuz Garo’ya ….
Garo da kim mi ?  O işte,  adı Garo Paylan olan şahıs…
Ermeni asıllı ve halen Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP)
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekili ve partinin ekonomiden
sorumlu eş genel başkan yardımcısı.
Bu ülkede doğmuş ve bu ülkenin özgür havasını soluyarak eğitim almış,
İstanbul’dan milletvekilliğine kadar yükselip, Türkiye Büyük Millet
Meclisine girerek bu ülkenin ekmeğini yemekte olan bir şahıs...

Bizim etnik kimliklerle ve buna bağlı secere ile hiçbir derdimiz yok ve olamaz da…
Ancak bu şahıs, bir muhalefet partisinin ( HDP) temsilcisi ve sözcüsü
olarak haddini son derece aşıp içinde biriktirdiği kini kusarak, üstelik
bunu siyasal /resmi platforma da taşıyarak, sözde Ermeni Soykırımı’nın
107. yılına atıfla; ‘’Ermeni Soykırımı'nın tanınması, sorumluların belirlenmesi ‘’
hususunda TBMM’ne bir kanun teklifinde bulunarak dışarıdaki işbirlikçilerine
ve içerideki hainlere göz kırpıp mesaj vererek, maskesi düşmüş ve bu güne kadar
siyaseten arka plânda gizlemiş olduğu asıl kimliğini ortaya çıkarmıştır.

Ülkemizde muhtelif sorunlarla uğraşılan bir ortamda bu konunun
kasıtlı ve bilinçli olarak gündeme taşınarak meşguliyet yaratılması ne iştir ?
Neyse ki Türkiye Büyük Millet Meclisi bu oyuna gelmemiştir.
Yıllardır kasıtlı, bilinçli ve düzenli olarak sürekli gündeme getirilmekte olan
 ‘’ Ermeni Sorunu ‘’ ile ilgili olarak, mirasını devraldığımız Osmanlı Devleti ve
günümüz Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına siyaseten ve tarihsel olarak
suçlu gösterilerek mahcubiyet duyulacak hiçbir şeyimiz bulunmamaktadır.
Bu anlamda, tüm gerçekler ve belgeler tarihin silinemez kayıtları altındadır.

Osmanlı Devleti, sonbaharını yaşamakta olduğu son süreçte 1914 yılında
Birinci Dünya Savaşına girmesiyle birlikte iyice açmaza düşmekle, bu süreç dâhilinde
1915 yılında başta Çanakkale olmak üzere Kafkas, Suriye-Filistin cephelerinde
zorlu mücadeleler vermektedir. Bu güç koşullarda dışarıda düşmanla mücadele
edilirken, içeride ise öteden beri devletin zafiyetini kollamakta olan ayrılıkçı güçlerle de
mücadele verilmektedir. Bu süreçte başta Ermeniler; Batı’nın desteği ve
Rusların kendilerine bağımsız bir devlet olma hakkını tanıyacakları sözlerine kanarak,
örgütlemiş ve silahlandırmış oldukları teşkilâtları harekete geçirerek Osmanlı Devleti’ne
isyan edip Doğu Anadolu’da muhtelif yerlerde ayaklanmalar ile birlikte Türklere yönelik
katliam hareketlerini başlatıp, Rus güçlerinin yanında yer almış, Osmanlı Devleti de
bu isyanı bastırmak adına karşı koyarak mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Dünyanın hiçbir ülkesinin, kendisini arkadan hançerleyerek yıkıp yok etmeye
çalışanlara karşı sessiz kalarak hoşgörüde bulunması beklenemez ve örneği de yoktur.
Birinci Dünya Savaşı’nın ağır koşullarını tüm şiddetiyle yaşamakta olan
Osmanlı Devleti de haklı olarak isyancılarına ve hainlere karşı gereğini yapmak
durumunda kalmıştır. İsyanın sorumlusu ve başını çeken Ermeni komitecilerinin
24 Nisan 1915’te İstanbul ve Anadolu’nun muhtelif yerlerinde yakalanıp
tutuklanması operasyonu ise günümüze kadar işlenerek devam ettirilen
propagandalarla çarpıtılarak “ 24 Nisan - Ermeni Soykırımı Günü ”
olarak kabul ettirilmeğe çalışılmıştır.

O yaşanılan olumsuz süreç içinde, isyana yönelik Ermeni hareketlerinin artarak
devam etmesi sonucunda, Doğu Anadolu’da öncelikle Van, Bitlis ve Erzurum
bölgelerinde bulunan Ermenilerin;  bölgenin ve ordunun güvenliği ve ayrıca
kendilerinin de güvenliği açısından savaş alanı dışına çıkarılmaları yönünde
bir karar alınmakla, 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilen ve günümüzde
Tehcir Kanunu olarak  bilinen 4 maddelik bir kanun ve sonrasında,
bu yasanın kimseye zarar vermeyecek şekilde hassasiyetle uygulanmasına
ilişkin hükümleri içeren bir de yönetmelik yayınlanır.
Söz konusu yasa ve yönetmelik hükümlerinin uygulanması gereğince Ermenilerin
Suriye ve çevresindeki bölgelerde geçici iskânına esas göç hareketi başlatılır.

Göç seyrindeki uzun yürüyüşte pek çok insanın salgın hastalıklar, açlık, yorgunluk
soygun ve eşkıya baskınları gibi nedenlerle zarar gördükleri ve can verdikleri doğrudur.
Ancak Ermenilerin iddia ettikleri üzere; Osmanlı Devleti / Hükûmetinin,
göçe tabi tutulanlara kötü davranılması ve öldürülmeleri yönünde plânlı bir
imha operasyonu uyguladığı, 1,5 milyon Ermeni’nin soykırım neticesinde öldürülerek
imha edildikleri hususundaki yazılanlar ve söylemler kesinlikle doğru değildir.
Bu bir kara propagandanın ürünüdür.

Nihayette  Birinci Dünya Savaşı’nın 1918 yılında sona ermesiyle birlikte;
çıkarılan bir kararnameyle Ermenilerin evlerine geri dönmelerine izin verilmiş ve
mal ve mülkleri kendilerine iade edilmiştir. Bunun neresi soykırımdır?
Günümüzde ve yakın tarihe kadar olan süreçte başta ABD olmak üzere
batı devletleri jenosit / soykırım yalanlarını Ermeniler lehine fırsat buldukça
sürekli gündeme getirerek desteklemekle, uluslararası platformda Türkiye’yi
kasıtlı olarak köşeye sıkıştırma politikalarını devam ettirmişlerdir.

Bu politika bir intikam aracı haline getirilmiş ve yakın geçmişte Türkiye’nin
karşısına çıkartılan Ermeni terör örgütü ASALA tarafından 1973 ve 1984 yılları
arasında Türkiye'nin dış temsilciliklerine düzenlenen acımasız saldırılar sonucu
çok sayıda Türk diplomat ve görevlisi şehit edilmiştir.
Bu katliamların sorumlusu kimdir ve hesabını kimler vereceklerdir…

Tarihi gerçekler böyleyken;  Garo Paylan isimli şahıs haddini fazlasıyla aşarak,
son derece küstah bir girişimle Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği,
ülkemizi küçük düşüren önerge ile Türkiye’nin millî çıkarları adına değil,
kendince sahip olduğu fanatik düşüncenin esiri olarak bölücü dış güçlerin
safında yer tutup politika yaptığını / yapacağını açıkça ispatlamıştır.
Çok istiyorsa bu ülkenin topraklarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil,
gitsin Ermenistan Meclisinde görev alarak saçmalıklarını sürdürsün.


Milletvekili dokunulmazlığı zırhına bürünen Garo Paylan isimli şahıs hakkında
gereken tepki verilerek milletvekilliğinin düşürülmesi dâhil olmak üzere
ivedilikle gerekli yasal işlemler başlatılıp ülkemizin / Türk Milletinin
duyarsız ve sahipsiz olmadığı kararlılıkla gösterilmelidir.
Aksi takdirde, bundan böyle ülke düşmanlarınca benzeri hareketlerin
artarak devam edeceği ve ettirileceği bir gerçektir.
 

 

Bu yazı 447 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum